Pazar, Haziran 16, 2024
Makaleler

Devrim için birliğe, birlik için bir adım öne çıkmaya! – Bedri Yılmaz

Bu yazı, Gençlik Komünleri içerisinde filizlenen tartışmalardan çıkardığım sonuçları ortaya sermek ile beraber hem Gençlik Komünleri için hem de devrimci polemiğin arzusunda olan herkes için yazılmıştır.


Her şeyden önce şunu izah etmekte fayda var. Bugünün yakıcı ihtiyacı devrimci mücadelenin yükseltilmesidir. Bu ancak ve ancak Komünistlerin Birliği ile oluşturulacak kuvvetli ve iradeli bir örgüt ile mümkündür! Bu uğurda birliği kuvvetlendirmek adına aynı samimi duyguları paylaştığımız bütün yoldaşlarımız ile birlikte yol yürümeyi ve Komünist Devrimi inşa etmeyi arzuluyoruz.

Kolektifimizin bazı üyeleri kendilerini sadece devrimci olarak, kimileri ise ideolojik eğilimi üzerinden (Anarşist, Leninist, Otonomcu, Platformist…) tanımlar. Fakat bireylerin ve fikirlerin yapı içerisinde üst üste konumlandığı bir biçimi benimsemiyoruz. Örnek vermek gerekirse; Anarşistlerin Marksistler üzerinde fikri bir hegemonya kurması (nicelik gözetilmeksizin) mümkün değildir. Bu mümkün olmayan durumun yaratılması için tarihsel olarak Komünizmin belli bir akımını savunan her arkadaşımızın savundukları ekollere eleştirel bir gözle bakması gerekiyor. Bu bir ilkedir ve bu ilke sayesinde kolektifimizi devrimcileştirecek süreci başarı ile sürdürebiliriz. Dinamik ve diyalektik bir birlikteliği önemsiyoruz, bu sebeple bizleri tarihsel olarak da günün gerektirdiklerinden hareketle de birleştirecek olan bir tanımımız var. Bizler Devrimci Komünistleriz!

Dünya Devrimler Tarihinden öğrendiğimiz her hataya eleştirel yaklaşırken, devrimci durumun yaratılması adına oluşturulacak her stratejiyi de kucaklıyoruz. Bu değişen dönüşen ve sürekli yaşayan bir devrimciliğe olan özlemimizdendir. Her tartışma kıymetlidir ve her tartışma bizi bir adım ileri sıçratmak zorundadır. Kolektifimizin gücü de buradan gelir. Devletin görünür her aygıtı sistematik bir şekilde örgütlenmektedir ve bu duruma karşı devrimci durumun zayıflığını sürekli dile getirmek ancak ve ancak eleştiriye saplanıp kalmaktır, artık adım atarak bu durumu tersine çevirme vakti gelmiştir.

Bu coğrafyanın tamamı ekonomik bunalımları ile sosyal krizleri ile ve adaletsizliği derinden yaşayarak politikleşmiştir. Bu sebeple politik unsurların içerisinde mayalanırken onları devrimci çizgi ile tanıştırmak ve birliğe dâhil ederek özgürlük fikrini eyleme cüretine örgütlemek sorumluluğumuzdur. Sınıf savaşını gerçekleştirmenin biricik koşulu aklımızı sınıfın çıkarlarına yönelik çalıştırmaktan ve kapitalizm ile olan çıkar çatışmasının zeminini hazırlayarak bu çatışmayı somutlamaktan geçer. Devrimci durumun zemininin yaratılması için bize dayatılan hırs ve çıkar kültürünün karşısında devrimci bir kültür çalışması şarttır ve bu şart yaşam alanlarımızı kolektif bir dayanışma kültürüne örgütlemekten ve sınıfın yaşam alanlarında geçerli konumlar kazanmaktan geçer. Bu geçerlilik zıtların uzlaşmazlığının somutlanması ile yani halkın savaşını fiilen sürdürmek ile mümkündür. Ancak samimi bir şekilde uzlaşmaz bir siyasi hattın benimsenmesi gerektiği unutulmamalıdır. ‘Halk için, halka rağmen’ mantığı tutarsızdır. Halk için sürdürülen savaş halka rağmen değil halkı savaşın içinde konumlandıracak özgün ve yatay düzlemin oluşturulması ile mümkündür. Bu düzlem halkın kendini savunacağı öz savunma birlikleri ile öz savunma çizgileri ile ve üzerine katacağımız taarruz çizgileri ile gerçekleşebilir. Cephe hattını sürekli bir şekilde ileri taşıyarak devleti geçersizleştirip toplumsal devrimin tohumlarını yeşertecek olan ise örgütün halklaşması ve halkın örgütleşmesidir yani biri birinden üstte ya da altta değildir. Bu denklem ışığında yazılan, çizilen ve eylenen her an bir silahtır ve düşmana ağır darbeler indirebilir. Düşmanımız ile karşı karşıya geleceğimiz anları bizler yaratacağız, her şey bizim kontrolümüzde ve bizim istediğimiz zamanda olmalıdır!

Bizlere yönelen politikaları düşmanın korkusundandır!

Her geçen gün irade ve inanç ile bizler özgürlük, bizler adalet dedikçe onlar terör, vatan, bölünmezlik diyorlar. En ufak problem bile devletin paralı-parasız katillerinin işledikleri cinayetlerin şoven meşruluk zeminine yıkılarak örtbas edilebilir. Bu, devletlerin karakteristik özelliğidir. Bu söylemleri ve devlet odaklı hukuksal anlayışları onların korkularındandır. Devleti kendi çıkarlarını düşünen bir örgüt olarak ele almalıyız, dönem dönem bu örgüt anlayış değiştirse de halk düşmanı karakterini asla değiştirmez! Devletin başına geçen her anlayış oturdukları ‘tahtı’ baki hale getirmek için uğraşır ve en ufak sallantıda girdiği otorite savaşından galip gelmek adına şiddet araçlarını sonsuz bir fevrilik ile halka yönlendirir, fakat unutmayalım ki bizler her koşulda haklıyız!

Bu toplumun bütün dinamikleri mevcut devlet yapısı tarafından tahrip edilmiştir! Köy köy, sokak sokak en ufak yerinden en büyük alanına kadar kendi özgün kodları ile bir tablo olan bu coğrafyada devlet ve onun ideolojik aygıtları, faşist politikalarını topluma yedirmek adına büyük bir saldırı organize ediyor. Bu saldırı bizi öz savunma gerçekleştirmek zorunda bırakıyor. Fakat öz savunma pratiğinin yetersizliğini deneyimlemiş bulunmaktayız. Biz gençler faşizm ile savaşırken artık yalnızca devleti değil toplumu ve onun ilişkilenme biçimini de hedef almalıyız. Bu hegemonya savaşı fiilen sürdürdüğümüz bir savaş haline gelmelidir. Toplumsal ilişkileri yeniden düzenleyecek güce erişmeli ve bu gücü devrimin ana odağı haline getirmeliyiz. Bu odak ise pratik ve teorinin direngen ve iradeli bir birliktelikte yürütülmesi ile geçerlilik kazanacaktır. Yalnızca mevcut iktidar ile alakalı bir politika geçersizleşmiştir. Çünkü iktidar elindeki bütün şiddet araçlarını tabana yaymıştır. Bu durum teoride onun da sonunu getirebilecek bir durumdur çünkü çıkar çatışmaları faşist rejimlerin en derin çelişkilerindendir fakat bu iyimser saptama bize bu faşist iktidarın kendini yiyip bitireceğini göstermez. Bu temel çelişki hassas kantara benzetilebilir. Ve her değişim daha faşist pratikler doğurmak adınadır. Bu yüzden hiç kuşkusuz, faşizmle topyekûn bir mücadeleye girilmesi ve savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçilmesi gerekmektedir.

Faşizm artık kurumsallaşmış ve şeflerinin kendini savunma aracı olan aygıtlarda – polis, asker, jandarma, memurluk…- ideolojik bir program ile kendini var etmektedir. Bu program hayatlarımızı eğer onlardan olmaz isek çalmaya ant içmiştir. Biz ise geleceksizleştirilmiş ömrümüzü bu kısıtlı pencerede var etmeye çalışıyoruz. Bu bir simülasyondur. Daha iyi bir iş de daha iyi bir ev de daha fazla para da insan olmaya çalışarak ulaşabileceğimiz hedefler değildir! Biz gençler insan olmanın gerekliliği ile bütün bir coğrafyanın gerçekliğini kucaklamalı ve ezilenin yanında saf tutmalıyız. Ezilenin omzunda yürüyerek, ezilen olduğumuzu bilerek kavgayı büyütmeli ve devrimi şimdi, şu anda ve tarihsel haklılığımız ile inşa etmeliyiz. Düşmanın boş durmayacağını unutmamalıyız, düşman bu haklılığımız karşısında evlerimizi, yuvalarımızı, hayatlarımızı çirkinleşmiş ve insanlıktan çıkmış pratiği ile ilhak etmeye çalışacak. Tam da bu sebeple biz bir tohum ekmek istiyoruz! Bu tohum özgürce yaşayacağımız ihtiyaçlarımızı hiç bir kaygı gütmeden karşılayabileceğimiz günlerin habercisi olacak zemini hazırlamanın tohumudur. Söz de eylem de vakit de biz gençlerindir!

Düşmanımız olan bu sistemle mücadele ederken yarın bizlerle omuz omuza duracak bütün arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın sürekli aynı zorluklarla karşılaşmaması adına bir gedik açmalıyız! Bu gedik devrimci mücadelenin bu coğrafyada yeniden yükselmesinden başka bir şey değildir. Karşımızda konumlanan bu devletin şeflerine her kafasını yastığa koyduğunda alacak nefesini en az üç defa düşündürtmek istiyoruz. Biz bu direniş ve iradeli çizginin rotasında ilerlemek için çabalıyoruz!

Geleceği bir biçimde çalınmış her genç gibi biz de kolektif olarak bir çıkış rotası aramaktayız. Bu arayış bizi Devrimci Komünizmde birleştiriyor. Birbirimizi eleştireceğimiz, açık tartışmalarımızı gerçekleştireceğimiz her alan bizim alanımızdır fakat artık geçersizleşmiş/ tartışmaktan geçersizleştirilmiş tartışmalara boğulmaktansa devrimci mücadeleye atılmayı kıymetli ve gerekli görüyoruz. Biliyoruz ki yaşam ancak böyle değer kazanıyor. Bu düzenin hiç bir sahnesinde kendimize rol bulamayız. Ne patron tacizini ne feodal ilişkileri ne devlet politikalarının düşmanlaştırıcılığını kabul edemeyiz! Yaşamı devletler tarafından değersizleştirilen her göçmen sınırsız dünya düşümüzde yoldaşımızdır. Kürdistan’da süren özgürlük mücadelesinin her saniyesi bizleri besler. Çıkmazlarını yaratan devlet tarafından intihar ederek öldürülen her arkadaşımızın acısını hissediyoruz. Emekçilerin her çığlığı bizi adaleti sağlama arzusuna itiyor. Bizler Afrika’da kanat çırpan bir kelebeğin Avrupa’da yaratacağı etkinin peşindeyiz, Komünist bir Devrim istiyoruz ve yaratacağız!

Bu coğrafyanın acilen devrimcileşmesi gerekmektedir!

Birlik, Mücadele, Zafer!