Cuma, Mayıs 24, 2024
Makaleler

Gençlik ve İnşa – I / M. Salih Kara

Hareketin İçinde Kadrolaşmak ve Çözüm Gücü

Bugünkü koşullarda ve tarihsel süreçte devrimci örgütler, farklı toplumsal alanlarda mücadele ihtiyacına bir yanıt ve öncü olabilmek adına bünyelerinde farklı örgütlenme biçimleri (gençlik örgütü, kadın örgütü vb.) geliştirmişlerdir. Bu mücadele alanları devrimci savaşta toplumsallaşmak ve örgütlenmek için birer araçtır, bütünlüklü olarak bir amaca (devrime) hizmet etmek adına birbirlerinden tamamen bağımsız değillerdir veya birbirine karşı bir hiyerarşik üstünlük göstermezler. Bu farklı örgütlenme alanları kendi alanları dışında diğer alanlara da güç katmak ve yol açmak adına mücadele yürütür, bu noktada karşılıklı olarak birbirlerine de hizmet ederler. Aynı zamanda birçok şekilde bu alanlar birbirleri ile iç içe geçmiş durumdadır. Hiçbir mücadele alanı salt olarak bir diğerinin ‘alt kolu’ değildir ve yalnızca bir üst yapıya insan yetiştirme amacı gütmez. Bütün örgütlenme alanları süreç içerisinde düşmanın dayatmaya çalıştığı sınırı aşarak, onunla hem kendi etki alanında savaşır hem de diğer alanlarla bütünlüklü olarak devrimci savaşı ileri taşımayı amaçlar. Devrimci örgütün gençlik örgütlenmesi de bu bağlamda ele alınmalıdır ve kadrolaşma yolunda ‘rütbe’ atlamak için kısa bir ön aşama olarak görülmemelidir. Gençlik, bulunduğu alanlarda cephede doğrudan savaşan militanlar kadar etkili olabileceği potansiyeli kendisinde görebilmeli ve bunu hafife almamalıdır. Kadrolaşma anlayışını da bu doğrultuda ele almalıdır.

İnşa halindeki bir devrimci örgüt kendi inşacılarını, kadrolarını aramak ve aynı zamanda hareket içerisinde yetiştirmek zorundadır. Bu doğrultuda örgütlenme çalışmaları yürütür. Bu konuda en yüksek potansiyeli gençlik örgütü barındırır. Bugün emekçi gençler kampüslerde, fabrikalarda, marketlerde, otel resepsiyonlarında, atık kağıt depolarında kısacası hayatın her alanında vardır ve sömürünün hemen her biçimiyle karşı karşıyadır. Gerek açık zihni ve yaratıcılığı gerek devrimci zora yönelecek öfkeyi ve akan deli kanı kendi içinde barındırmasıyla gençlik, devrimcileşmeye oldukça açıktır. Ancak birçok yeni örgütlenen genç gerek tecrübesizliğin gerekse yanlış yapma korkusunun yarattığı baskıyla mücadelede kendini geri planda tutma eğilimi göstermektedir. Peki gençlik örgütünün potansiyelinin çok altında bir etkinliğe sahip olmasını sağlayan bu duvar nasıl yıkılır? Bu yazıda bunun yollarını aramaya çalışacağız.

“Hareketin en basit biçimi; yer değiştirme, en yüksek biçimi düşüncedir,” der Engels. “Bizse en basitinden en yükseğine doğru daha karmaşık bir hareketi yaşayacağız.” -Kazım Öz

Bu durum düşünüldüğünde akla ilk gelen sürekli bir hareket ve düşünce ‘karmaşasının’ içinde var olmaktır. Bugün Türkiye’de gençlik örgütlerinin en büyük sorunlardan biri şu ya da bu sebeplerden, bahanelerden, ötürü hareketten geri durmasıdır veya hareketin içinde geri bir konum almasıdır. Devrimci olma iddiasıyla henüz yeni örgütlenmiş bir genç, kendi potansiyelini en net biçimde hareket ve üretimin içerisinde görebilir, bu potansiyeli aşabilir ve kendini kolektifle beraber bu şekilde yeniden var edebilir. Bu şekilde kolektife neler katabileceğini görebilir ve bir cüret kuşanır, bu durumun kendisi karşılıklı bir yükselişle ilerler. Hareketin içerisinde oldukça, inisiyatif aldıkça cüret kazanır ve o cüreti kuşandıkça yoksulların devrimci mücadelesini ileriye taşır, hareketin inşacısı olur. Bir ‘çaylak’ bu cüreti kendisinde görebilmeli, hayatını ve tüm etki alanlarını bu cüretle sarmalamalı, hata yapmaktan korkmamalıdır. Kendini ‘mevcut kadrolardan’ eşitsiz bir biçimde aşağı konumda görmemelidir. Hareket halinde kendini en geri konumda gören bir anda en ileriye sıçrayabilir, en ileri konumda olduğunu düşünenler de en geriye düşebilir. Ki bahsettiğimiz devrimci örgüt hala inşa halindeyse, bu mevcut ‘ustalaşmışlar’ ile ‘çaylaklar’ arasındaki kadrolaşma farkı oldukça bulanıklaşır. En tecrübelisinden en tecrübesizine her bir öznenin mücadele alanında hareket halindeyken aynı eylemlilikleri gösterebildiği bir düzlemin kendisi oluşur ve böyle bir durumda bu inşa halindeki örgütte bu konuda tam bir netlikten bahsetmek oldukça zordur.

Peki yenice devrimcileşme yolunda olan bir genci harekete sokmak, o ilk cesareti yaratmak nasıl olacaktır? Gençlik örgütünün bu yolda görevi bu öznenin kendi yetenek ve etkinlikleriyle komünün bir parçası olmasının önünü açmaktır. Etkin olduğu alanlardaki yaratıcılığını devrimci yaratıcılığa doğru evrilterek mücadele alanına sokmanın yollarını aramalıdır ki öznenin etkinliği mücadelenin etki alanını genişletsin. Bunun yollarını aramayan bir devrimci örgüt; aramadığı ölçüde tek tipleşir, aynıların örgütünü oluşturur, kolektif yaratıcılığını yitirir, can sıkıcı ve dar bir gençlik toplamı açığa çıkar. Hareket halinde olmak dar bir bakışla yalnızca yürüyüşte en önde olmak değildir. Kültür, sanat, sokak; erişebileceği ne kadar alan varsa o alanlarda yetkin olmanın yolları aranmalıdır, yeni ve yaratıcı propaganda alanları geliştirilmelidir. Bu yolda devrimci bir gencin kendi yetkin olduğu alanda inancı ve inisiyatifi kırılmamalı, asla hafife alınmamalı, mücadele içerisinde kendi yetenekleriyle var olabilme fırsatı kendine tanınmalıdır. Her yeri sarmalaması gereken o cüret ancak böyle elde edilebilecek, yaratıcı hareket biçimleri bu şekilde gün yüzüne çıkabilecektir. Bu bağlamda gençlik örgütü bulunduğu her sokağı bir eylem alanına çevirdiği kadar, hayatın her alanında gücünün yettiğine yetkinleşmeli ve bunu yaratacak olan inşacıları, kadroları mücadeleye kazandırmanın peşine düşmelidir.

Gençlik hareketlerinin potansiyelini bir kudrete, kapasiteye evriltememesinin bir diğer büyük sebebi ise kendisini bir çözüm gücü olarak ortaya koyma cüreti ve yetisini kendisinde yeteri kadar görmemesidir. İnşa halindeki devrimci bir gençlik örgütü, bulunduğu koşullarda nitel ve nicel anlamda yeterince yetkin olmasa da bu yetkinliğe erişmenin yolunun bir çözüm gücü olma iddiasıyla inşayı sürdürmek olduğunu bilmeli ve önüne bunu koymalıdır. Ana dair doğru soruları sormalı, sorular sorduğu kadar da gerçekçi bir biçimde mücadele içerisinde sorulara ve sorunlara dair çözüm ve cevapları üretmenin peşine düşmelidir. Yalnızca soru sormakla yetinme gafletine de asla düşülmemelidir. An’a dair doğru soruları sormalı, an’ı geçmişle ilişkilendirmeli ve an’da geleceği inşa etmenin peşine düşmelidir. Çözüm gücü olmak için zihinlerde inancı, güveni oluşturacak pratikleri sergilemelidir. Bunun yollarını inşa ettiği sürece toplumun gözünde bir güç olabilecek, özneleri mücadeleye katabilecek, ‘çaylaklarda’ özgüveni inşa edebilecektir. Aksi taktirde yazılan çizilen şeyler havada kalırsa, yani çözüm olma iddiasıyla pratiğe dökülmezse, devrimci olma iddiası ile mücadeleye yeni katılmış olan genç kitlelerin zihinlerinde ‘boşa kürek çekme’ fikri canlanır.

Gençlik örgütünün yeni öznelerinin ve örgütün kendisinin potansiyelini geriye çekeceğini düşündüğümüz ve tartıştığımız iki temel problem, birbiriyle de son derece bağlı ve iç içedir. Çözüm olma iddiası olmayan hareket etmez, harekete sürüklemez ve konfor alanı içerisinde dolanıp durur; hareket ederken çözüm olma iddiası taşımayan bir gençlik ise hareketini kitleler nezdinde büyük anlamda boşa çıkarmış olur. Bu iki büyük sorun bütünlüklü bir biçimde ele alınmalı, devrimci kültür ve örgüt bu bilinçle inşa edilmelidir.

Bu yolda bize düşen bu sorunlara yanıt bulmak, tüm özneleriyle cesur bir gençlik örgütünü yaratmak ve hayatın tüm alanlarında korkusuzca mücadeleye atılmaktır.