Pazar, Haziran 16, 2024
Seçtiklerimiz

Mızrap / d. sabahattin

Astrolojinin gelişimindeki temel faktörlerden biri, ölüm sonrasında bedenin zulmetinden kurtulan erdemli ruhların gökyüzüne yükselmesi, yıldızları mesken tutması ve oradan yeryüzünü yani bizleri izlediğine dair inanç olmuştur. İnsanlar, bu erdemli ruhlarla temas etmeyi başarabilirlerse ruhların gelecekten haber vereceklerini ve bize yol göstereceğine inanmışlar.

Bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var başlarımızı gökyüzüne kaldırmaya. O erdemli ruhların söyleyeceği sözlere kulak kesilmeye. Yürek dediğin kaybettiklerimizi gömdüğümüz mezarlıktır, yad ettiğin vakitler dönüp ayrıkotlarını temizlediğin, mezar taşı ile dertleşip, içine akıttığın iki damla gözyaşıdır yürek. Artık insan acılarını yüreğine gömmüyor, yüreğini acılarına gömüyor. Yüreklerimiz toprağın altında can çekişirken, cesetler toprağın üzerinde çürüyor.

Bir kez aklının aydınlığını yitirmeye görsün insan artık anlamlandıramadığı gelecek korkusunun ve hiçbir arzu nesnesinin doyuramayacağı tutkularının sürekli kaçmaya güdülediği bir av hayvanıdır. Ne kadar kaçarsa kaçsın ve ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın sonu muktedirin diş kirası olacaktır boynuna kitlenen. Ya da daha kötüsü yolun sonuna geldiğimizde, kalmadığında kaçacak hiçbir yerimiz, etrafımız çitlerle çevrelenecek ve önce en zayıflarımızdan başlayarak tek tek boynumuzu bıçak altına uzatmak için sıramızı beklemeyi kabulleneceğiz. Artık bizden sonraki kuşaklar kaçma edimi bile elinden alınmış endüstriyel ağıl-kümes hayvanlarına dönüşecek.

Velev ki künyemiz daha doğmadan yazılmış olsun. Ne çıkar? Bizim payımıza düşen gene boyun eğmemek ve itiraz etmektir. İnsanlık tarihi boyunca bütün trajedi yazımında iki tema vardır: Boyun eğmemek ve itiraz etmek. Varsın bizim de trajedilerimiz diğerlerine düğümlensin. Böyle böyle boy atar “umut”. Elbet bir gün değişmeyecek mi bu rüzgarın yönü? Çiftçi hasadı kaldırırken değil, tohumu toprağa attığı andan itibaren çiftçidir.

Biz zırh giymiş çiftçileriz. Birileri adımıza şövalye dese de… Gene dövüşelim yel değirmenleriyle. Elbet bizim hikayemizi de yazacak birileri çıkacaktır. Gene imkansız aşkların peşinde koşup gene aldatılalım. Elbet sevdamızın tezenesi birilerinin yüreğinin teline dokunacaktır. Bir vakit suya düştü suretimiz. İşte o gün aynaların hikayesi başladı. Kendimizi anlamak yerine, aynaları kendimizi beğenmek ve beğendirmek için kullanmaya başladık. Yansımaların görüntüsü, gerçekliğin kendisi ile yer değiştirdi gün gün. Bakmayın batıl inanç dendiğine, ayna kırmak insanın en devrimci eylemidir aslında.